Story of the photo – Precious Memories

Precious memories when my childhood belongs

Precious Memories

English version:

This photo belongs to where the most beautiful memories of my childhood have passed. The house of Grandmother the Balkan (my grandma). The house in a village in the lush mountains of Bulgaria. Therefore we used to call my grandmother as “Grandmother the Balkan”.

Only five family had been living that small village in Komuniga where is bound by city of Kardzhali in Bulgaria. But now no one else from the elderly couple. My grandmother’s house is about to be collapse because of nobody lives in it. Once upon a time five family (my grandfather and his brothers with their families) had been living together in this house, nowadays it’s waiting for its time to pass with its precious memories. This idea breaks my heart.

I will never forget the good times that I’ve ever lived in here. Because of we were forced to migration to Turkey in 1989, The memories have a special place in my heart which belongs to here. We were able to come to visit to Bulgaria only a few times after emigrating to Turkey. I have accumulated those memories during those visits.

The house was a cozy two-story stone masonry house that assisted with wooden columns. Me, my brother and my two cousins were staying on the second floor. We got along well because we’re the same age. We used to wake up very early in mornings. Fresh air in the Balkans makes us vigorous. We used to wake up spontaneously without feeling fatigue. My grandmother had already been milking cows. We ran downstairs and ask her to prepare a coffee with fresh milk. We used to drink our coffees with bread spread with fresh butter. It was our breakfast. Right after, we used to go to barn. It was our duty to graze the cattle. But cows were smart enough to find a way to pasture without our help. On the way back home, we used to gather blackberries from the edge of the road. Our hands would be red. They were the most delicious blackberries that I have ever eaten in my life.

The entrance to the first floor of the house appears in the photo. The only tap in the village was in that entrance of my grandmother’s house. Before, they were carrying water from a well located on bottom of the house. Faucet was made by my father after married my mother. He said “I will bring water near.” to my grandfather. Because of washbasin for the faucet was made from concrete and it was constantly wet, a slight smell of humidity that not disturbing was never missing. Sometimes we were racing to sit on the small chair that shown in the photo. As if it was a status indicator for us to sit that chair 🙂 Those were the days.

I wish so much that, to be able to live those days again. But only remaining back is photos that every frame filled with memories.


Turkish version:

Bu fotoğraf benim çocukluk yıllarıma ait en güzel hatıraların geçtiği yere ait. Balkan nenem (anneannem)’in evi. Ev Bulgaristan’ın yemyeşil dağlarında, balkanlarda olduğu için ben anneanneme “Balkan Nene” derdim.

Bulgaristan’ın Kırcali şehrinin Komuniga kasabasına bağlı bu küçük köyde sadece beş hane yaşardı. Köyde şimdi iki ihtiyardan başka kimse yaşamıyor. Nenemin evi de içinde insan yaşamadığı için artık yıkılmak üzere. Zamanında içinde 5 ailenin (dedem ve kardeşleri aileleri ile birlikte) yaşadığı ev şimdi taşıdığı hatıralarla birlikte ömrünü doldurmayı bekliyor. Bu düşünce içimi öyle acıtıyor ki.

Burda geçirdiğim kısa ama güzel zamanları hiç unutamam. 1989 yılında zorunlu göç nedeniyle Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldığımızdan buradaki anılarımın yeri başkadır. Türkiye’ye göç ettikten sonra çocukluk dönemimde sadece birkaç defa Bulgaristan’a gidebildik. İşte bu kısa gidişlerde biriktirdim bu anılarımı.

Taş duvardan örme, ahşap kolonlar ile destekli iki katlı sıcacık bir evdi. Ben, kardeşim ve dayımın iki oğlu üst katta kalırdık. Aynı akran olduğumuz için iyi anlaşırdık. Sabahları çok erken kalkardık. Temiz balkan havası bizi dinç kıldığından, yorgunluk hissetmeden kendiliğimizden uyanırdık. Nenem çoktan inekleri sağmış olurdu. Hemen aşağı koşar, nenemden bize taze sağılmış süt ile kahve yapmasını isterdik. Kahvelerimizi taze tereyağı sürülmüş ekmekler ile içerdik. Kahvaltımız bundan ibaretti. Hemen sonra dama ineklerin yanına giderdik. İnekleri otlamaya götürmek bizim görevimizdi. Ama akıllı hayvanlar bizim yönlendirmemize gerek kalmadan yolu kendileri bulurlardı. Hayvanları bırakıp eve dönerken yol kenarlarından garamık (böğürtlen) toplardık. Ellerimiz kıpkırmızı olurdu. Hayatımda öyle böğürtlen hiç yemedim desem yalan olmaz.

Fotoğraf evin ilk katının girişine ait. Köydeki tek musluk nenemin evinde bu girişte bulunurdu. Öncesinde suyu evin aşağısında bulunan bir kuyudan taşırlarmış. Musluğu annemle evlendikten sonra babam yapmış. Dedeme “Suyu senin ayağına getireceğim!” demiş. Musluk için betondan dökme bir lavabo yaptığından ve bu sürekli ıslak olduğundan girişte insanı rahatsız etmeyen hafif bir nem kokusu hiç eksik olmazdı. Bu giriş aynı zamanda evin mutfağıydı. Musluk burada olduğu için bulaşıklar burada yıkanırdı. Fotoğraftaki küçük iskemlede oturmak için bazen yarışırdık. Sanki orada oturmak statü göstergesiydi bizim için 🙂 Ne günlerdi.

Öyle çok isterdim ki o günleri tekrar uzun uzun yaşabilmeyi. Ancak geriye kalan sadece her karesi hatıralarla dolu olan fotoğraflar.

Related Posts

Leave a comment

name*

email (not published)

subject